22 Ocak 2026 Perşembe

Milliyetçi Savrulmaya Karşı Direnmeliyiz

Kürt milliyetçileri aşırı duygusal davranıp yoktan yere ümmetçi kürtleri ve solcu kürtleri kendilerine düşman ediyor. Her konuda mutabık olmamak normal iken ittifak edilen noktaları güçlendirmek gerekirken onlar saldırgan ve pervasız davranıyor ve dediğim dedik türden dikine gidiyorlar. İllaki bizim dediğimiz olmalı ve olacak diyorlar. Etnik zorbalık yapıyorlar. Kürt isen benim dediğim gibi hareket edeceksin Aksi halde hainsin, demeye getiriyorlar. Yahut hakaret ediyorlar. Türklerin milliyetçileri de böyle idi. Yıllarca araplar bizi arkamızdan vurdu diyerek zehirleme yaptılar.

20 Ocak 2026 Salı

Gündem Üzerinden Milliyetçilik, İslamcılık

 Kürt milliyetçiliğine yakın olan müslümanlar diyeyim, bir yere kadar haklı olarak serzenişlerde bulunuyorlar ama bence gittikleri yol doğru değil. Ümmetçi müslümanları eleştiriyorlar pervasızca... Oysa yolları yol değil. Onlar tam da Türk milliyetçileri gibi dikine gidiyorlar. Evet şuan ki bazı talepleri fıtri talepler. Ama illaki ayrı devlet illaki ayrı bayrak illaki şu bu gibi dayatmacı halleri gerçek çözüm değil. Zira 100 yıl önceden bölünen Türk ve arapların hallerini görüyoruz. Derde deva olacak bir seviyede değiller. Bizim sivil ve siyasi yollarla yanlışları giderip birleşmeye ihtiyacımız var.

17 Ocak 2026 Cumartesi

Halep'teki Sürece Bakış

 Halep'te yaşananları dikkatle izleme çabasındayım. Bu süreçte Kürtçü davranmaya karşı direnç oluşturuyorum. Çünkü işin içinde sadece fıtri kürt hakları meselesi yok. Egemen ideoloji meselesi de var. Çatışma asıl bu zeminde. Ama Kürtçü zihin hangi ideoloji olursa olsun yeter ki ayrı bayrak, dil ve tabela etiket olsun yeter modunda. Aşırı duygusal bir mod. (Arapların da etiketi ve tabelaları var neye yarıyorsa, türklerin de yüz yıllık etiket ve tabelaları bir perde olarak kullanılmadı mı, Kemalizm küfrüne. Mısır Arabistan Ürdün özgür mü mesela).  

1 Ocak 2026 Perşembe

İdare/Yönetim Robotik ve Mekanikçe Mi Yoksa Ustaca ve Hikmetle Mi?

İdare ve yönetim hayatın gerçeklerinden biridir. Zira insan toplumsal bir varlıktır. İşlerin evirip çevirilmesi anlamında daire kelimesi ile aynı kökten geliyor idare kelimesi. Hemen söyleyelim bu anlamda hem ciddiyet var hem de esneklik. İdare süreci köşeli mekanik bir süreç değil. O nedenle herkesin idareci olmayacağı da muhakkak. Hatta peygamberimiz sahabe olan Ebuzer’i sevdiği halde ona idarecilik görevi vermemiş, çünkü o, Ebuzer’in (ra) ruh hali ve psikolojisinin idareciliğin olaylara esnek yaklaşma ve dereceli düşünme yeteneklerine tam sahip olmadığını düşünüyordu. Fevri hareketlerle keskin tavırlarla Ebuzer’in bu işi başaramayacağından hareketle verilmediği söyleniyor kitaplarımızda.

1 Aralık 2025 Pazartesi

Bilinç Notları 67

 LAİKLİK adı altında tek parti cumhuriyetinin uyguladığı politika, islam dinini toplumsal yaşamdan tasfiye etme çabasıdır. bunun bıraktığı boşlukta, peygamberi atatürk ve kitabı nutuk olan bir devlet dini ikame edilmeye çalışılmıştır. (s: 494) Yanlış Cumhuriyet-Sevan Nişanyan

///

Nemmam cennete girmez.
(Muttefequn aleyh)
///
Edirne cemevinde olduğu yazılan bir videoda yaptıkları ibadette geçen söz:
"Kıblem şahımdır,
Secdem Alidir."
Ve benzeri başka sözler..
...
Kuran ve sünnete göre bu sözler küfür sözleridir. Kuranı ve sünneti bilmemektir.
İslam'dan sapmaktır. İnşallah farkında olurlar.
Tercih kendilerinin tabi ama birçok konuda islamdan sapmış olduklarını söylemek bizden bir hatırlatmadır. İyi insan olmak ahiretteki kurtuluşun tek geçer kriteri değildir. İman etmek ve imana dayalı salih amel (iyi işler) işlemek esastır. Bazıları böyle bir moda düşünceye saplanıp namazdan oruçtan hacdan kendini muaf hale getirmek istiyor. Büyük yanılgı... /mt
///
Bir ahlakı var diye dine(islama) ihtiyacı olamayanların büyük yanılgı içinde olduklarını düşünüyorum/inanıyorum. (En doğruyu Allah bilir)
Dünyada iken hatırlatmış olalım.
Bunu yazarken ahlakı küçümseme ve kendim garanti kurtulmuş edasında değilim.
Sadece şeytanın sağdan yanaşmasının en bariz örneğini tarihe not düşme adına yazmak istedim.
İnsan her daim muhtaçtır ilahi rehberliğe.../mt
///
ÇOK ÖNEMLİ BİR TESPİT..
Tekfir ve haricilik, nass bolluğunun değil, usûl yoksunluğunun ürünüdür.
İbn Teymiyye’nin ifadesiyle: “Ehl-i bid‘atin çoğu, cehaletleri sebebiyle tekfir eder.”
Çünkü usûl yoksa nas, hikmet üretmez; sadece öfkeye gerekçe olur.
Haricî akıl, metni mutlaklaştırır ama insanı yok sayar; hükmü kolaylaştırır, vebali ağırlaştırır.
İbn Teymiyye, tekfiri bir hüküm değil bir sonuç olarak görür; şartları ve mâni‘leri gözetmeden yapılan tekfiri açık bir zulüm sayar.
Nitekim “Hata ederek bir mümini tekfir etmek, bin kâfiri tekfir etmemekten daha ağırdır” sözü, bu ihtiyatın özüdür.
Tarih şunu öğretmiştir: Tekfir, dini korumaz; zayıf bir zihnin dine sığınarak kendini tahkim etme çabasıdır.
///
Süngü ile savaş kazanılır ama süngünün üzerine oturamazsınız.
Bu söz napolyona arfediliyor. Bununla rıza kavramı açıklanıyor. Yani toplumsal rıza da çok önemli.
///
■ Tek geçerli kopya beyne yazılarak çekilendir.
■ Diğer türlü kopya çeken en büyük kazığı kendine atmış demektir.
■ Bizim size, sizden kaynaklı olarak öğretemediğimiz bazı şeyleri hayat size hafif veya sert tokatlarla öğretecek.
■ Kodlama dijital nakıştır.
■ En güzel makyaj kitapla beyne yapıandır./mt

///
ARAPLARIN AYDINLIK HAKİMİYETİ
... Bu acımasız yüzyıllar süresince, Yahudilerin aşağı yukarı normal bir hayat sürebildikleri tek yer halifeler İspanya'sı oldu. Orada, Arapların aydınlık hakimiyeti altında Yahudi halkı dağınık yaşadığı yüzyıllar boyunca asla fırsat bulamayacağı kadar gelişti. Ama İspanya'nın yeniden hristiyanların eline geçişi bu istisnaya son verdi. 1492'de ferdinandla isabetli Yahudileri İspanya'dan kovdu.

Kudüs Ey Kudüs s.54
Dominique Lapierre - Larry Colins
///
"İSLAM'IN ŞÖVALYELERİ"
Kahire'nin kenar mahallelerinde, sağlamaya çalıştıkları halk ayaklanmasını gerçekleştirmek için, İslam'daki yeniliğin habercisi Müslüman Kardeşler de, Birleşmiş Milletler kararına karşı başkaldırmayı telkin ediyorlardı. Kısa sürede, Şam, Bağdat ve Beyrut duvarları, Kuranı Kerim kadar hançer ve makineliyi de ustalıkla kullanan bu yeni İslam şövalyelerinin kanlı imzasını görecekti.

Kudüs Ey Kudüs - s.51
Dominique lapierre - Larry Colins
///
Tarih 29 Kasım 1947
Birleşmiş Milletlerde Filistinin İsrail lehine bölünmesi kabul edildi.
.
O günlerde Şamlı öğrenciler sabahın erken saatlerinden beri nümayiş yapıyorlardı. "Silah isteriz" çığlıklarıyla hükümet sarayına koştular. Başbakan Cemil Mardam yurtseverliklerini sözden çok eylemle göstermeleri gerektiğini teklif etti öğrencilere. Ertesi sabah, Filistin'e savaşmak isteyen gönüllülerin yazılabileceği bir askerlik dairesi açılacağını bildirdi. Ama öğle olmadan öğrenciler Fransız ve Amerika elçiliklerini kırıp dökmüş ve Suriye Komünist Partisi merkezini ateşe vermişlerdi.
Başka gruplar Lübnan başkenti Beyrutta arap amerikan sermayeli aramco şirketinin merkezini yakıp yıkıyorlardı. Riyaddaki sarayından, Suud kralı İbnissuud son dileğinin birlikleri başında Filistin'de savaşırken can vermek olduğunu açıkladı.

Kudüs Ey Kudüs s.50
Dominique Lapierre
///




23 Kasım 2025 Pazar

Dinden Dönen (Mürted) Öldürülür Mü?

Rahatsız edici bir soru. Kur’an’ın özgürlük dünyasında olmaması gereken bir soru. Hz. Muhammed’in nebevi pratiğinde görülmeyen bir soru. Ama bizlerin gündeminde, zira sonraki yüzyıllarda bir şeylerin yanlış anlaşılması ile veya yanlış algı oluşturulması ile oluşmuş. Evet geçmiş müktesebatımıza düşmanca ve toptan süpürüp çöpe atma mantığı ile yaklaşmıyoruz lakin seçip ayıklamasını da bilmeliyiz. Kur’an ile peygamberin mütevatir/sahih sünneti ile kontrol etmeliyiz.

Çarşamba akşamları Kur’an’ı anlama ve birlikte zikretme(hatırlama) sohbetlerimiz oluyor. Sayımız az olsa da gayet güzel bir sohbet ortamımız oluşuyor. Zira dinleyenler de Kur’an’a hakim. O nedenle müzakere zengin oluyor.

İşlediğimiz bir ayetin içerisinde mürted konusu vardı, o nedenle derste ona da değindik. Ayet şöyle:

“Sana haram ay(lar)ı, yani onda savaşmayı soruyorlar. De ki: “Onda savaşmak büyük (bir günah)tır. (İnsanları) Allah yolundan çevirmek, O’nu ve Mescid-i Haram’ın (saygınlığını) inkâr etmek ve (Mekke’nin müslüman) halkını oradan çıkarmak ise Allah katında daha büyük (günah)tır. [Fitne] (zulüm ve işkence), öldürmekten daha şiddetli (bir kötülük)tür.Güçleri yeterse onlar, dininizden döndürünceye kadar size karşı savaşa devam ederler. Sizden kim dininden döner ve kâfir olarak ölürse, onların işleri dünyada da ahirette de silinir (boşa gider). Onlar ateş halkıdır ve orada [ebedî] kalıcıdır.” (Bakara:217 – Mehmet Okuyan Meali)

17 Kasım 2025 Pazartesi

ABD'de İsrail Lobisi Adlı Kitaptan Altı Çizili Cümleler

İsrail lobisinin bir yetkilisi olayı şöyle değerlendirmiştir: "Sonunda Findley'i defettik. Rakibi Durbin'in harcadığı 750 bin doların 685 binini biz yahudilerden topladık ve onu defettik. s.7

///
Dikkatimizi çeken ilginç hususlardan biri şudur ki, İsrail lobisi müthiş bir arşiv, kayıt ve fişleme sistemi ile çalışmaktadır. Dosyaları, kara listeleri ve bilgi-iletişim ağlarıyla, üniversitelerden kongreye, hatta Pentagon'a kadar uzanan istihbarat faaliyetleriyle akıl almaz işler başarmaktadırlar. s.8
///
Fakat 1974'te bile mülteci kamplarındaki Filistinlilerin şehrin yaşam alanlarından faydalanmalarına izin verilmiyordu. Dokuz yıl sonra tüm dünyayı şoka sokacak yüzlerce Filistinlinin katledildiği Sabra ve Şatilla kamplarında harap haldeki barakalarının yanından geçiyorduk. Elçilik refakatçim bu sefil haldeki kampların yirmi yıldır elden geçirilmediğini söylüyordu. s.21
///
Başkan Ali, "Aden, cumhuriyetimizin en gelişmiş kentidir. Ülkemizin diğer yöreleri oldukça farklı. İnsanlar çok daha fakir" diya yanıtladı. Yutkundum, şimdiye kadar sadece başkan Ali'nin "en gelişmiş" dediği ve bana çok fakir görünen Aden'i görmüştüm. Diğer yerlerdeki koşulların nasıl oluştuğunu bu durumda hayal bile etmem imkansızdı. s.26
///
Kongrede sesimi yükseltmeye başladım ve neden Filistinlilerin görünen ön önemli lideri FKÖ'nün başkanı Yaser ARAFAT ile dolaysız yoldan konuşmadığımızı sordum. Görünürdeki ilk neden, bana Aden yolculuğumda yardımcı olan Henry Kissinger'in, Filistin İsrail'in varlığını tanımadıkça Filistinliler ile resmi hiçbir görüşme yapılmaması konusunda İsrail ile hem fikir olmasıydı. Özellikle İsrail'in Filistin gibi bir komşuyu yanıbaşında istemediği biliniyordu. Ama öte yandan aynı İsrail, Filistinlilerin kendilerini tanımalarını istiyordu. s.31
///
Arafat: Ben bir özgürlük savaşçısıyım. İnsanlarımız için, on yıllardır sürüp giden savaşta yok olan, acı çeken, kamplara sürülüp buralarda katledilen ve bir umut arayan dört milyon için savaşıyorum. s.32
///
Arafat Humeyni'ye bir elçi yolladı ve Saunders'in söylediğine göre bu elçi ilk yedi rehinenin salıverilmesini sağladı. 
Bu girişimden dolayı Carter yönetimi Arafat'a özel çok özel bir şekilde teşekkür etti. Ama kamuoyu önünde aynı Carter yönetimi, FKÖ'nün İran ile elçilik baskınını gerçekleştirip insanların lehine alınmasını sağladığı yolundaki spekülasyonları durdurmak için hiçbir şey yapmamıştı. s.35
///
Mahmut Labadi Arafat'ı bizimle işbirliği için asla affetmedi. Üç yıl sonra Arafat'tan ayrılarak, Tripoli'deki Arafat karşıtı muhaliflere katılmıştı. Ayrılışını açıklarken "Arafat onlara çok taviz verdi. Hem Amerika'ya hem de İsrail'e" demişti. "Ve tabi ki karşılığında hiçbir şey alamadı" diye de eklemişti. Ona göre, FKÖ İsrail'in işgaline karşı çokradikal bir şekilde silahlı bir tepki göstermeliydi. Labadi ve destekçileri silahlarını Arafat'a çevirmişlerdi. İşte açıkça diplomatik yollardan Arafat'ın bir yere varamadığı ortaya çıkmıştı. Öyle ise yapılması gereken şey silaha daha çok sarılmaktı. s.36
///
Dostum Burns'un verdiği yanıt, baştan sona kadar benim için travmatik bir yıl olan 1980'in açtığı en derin yara olmuştu: "İstediğin mektubu yazmam imkansız. Nedenini biliyorsun. Senin FKÖ konusundaki düşüncelerin. Çok üzgünüm." s.38
///
Telefonla Ford'a zar-zor ulaşabildiğimde, cevabı şöyle olmuştu: "Paul, seninle açık konuşacağım. Sana yardım edemememin tek nedeni senin FKÖ ve Arafat ile olan ilişkindir." s.44
///
The associated Press kampanyayı şöyle duyurmuştu: "Amerika'daki İsrail yanlıları yine Merkez İllionis'ten senatör Paul Findley'i koltuğundan etmek için para akıtıyordu." s.45
///
Konuşmanın sonu çarpıcıydı: "Sonunda Findley'i defettik. Rakibi Durbin'in harcadığı 750.000 doların 685000'inini biz yahudilerden topladık ve onu defettik." Benim taraftarlarımın da harcadığı para bu rakama yaklaşıyordu ve eyalet seçim tarihinde yeni bir rekor olarak kaydedilmişti. s.46
///
Yoksa Lobi'nin amacı Kraliçe Elizabeth tarzında bir ders mi vermekti (Efsaneye göre Kraliçe Elizabeth ibret-i alem için arada bir, bir amiral asarmış). Acaba ben düşüncelerini özgürce söylemeyi düşünen diğer kongre üyelerinin cesaretini kırmak için seçilmiş bir günah keçisi miyim?  s.47
///
AIPAC (Amerikan İsrail  Halkla İlişkiler Komitesi) şu anda, Washington'daki lobicilik faaliyetinin tartışılmaz efendisidir. 
1967'de 4.kez senatör seçilerek Dışişleri Komitesi'ne atandığımda adını bile duymamıştım. Birgün, komitedeki odamda şahsi bir konuşmada İsrail'in Suriye'ye yaptığı askeri saldırıyı eleştiriyordum. Benden çok daha eski bir cumhuriyetçi senatör olan william s. bloomfield yüzünde garip bir gülümsemeyle "AIPAC'ten Kenen bu söylediğini bir duysun da başına neler geliyor gör" demişti. Bloomfield, AIPAC'ın yöneticisi I.L. Kenen'den söz ediyordu. Tıpkı yönettiği örgüt gibi onun da adını hiç duymamıştım. Daha sonraları Bloomfield'in hiç de şaka yapmadığını anladım. AIPAC bazen senatörlerin Ortadoğu konusundaki şahsi görüşmeleri bile izler ve İsrail'i eleştirenleri kara listesine alır. Bu, senatörlerin önünde zor bir politik hayat var anlamına gelir. s.49
///
Abartılı ya da gerçekçi bir yorumunbu kuruluş için ortak yargısı şudur: AIPAC güç demektir. Sert, durdurulması çok zor bir güç. Sanırım, The Ne York Times'da yayınlanan yorum ne demek istediğimi anlatır: "Washington'daki dış politikayla ilgilenen çıkar grupları arasındaki en etkili, en iyi yönetilen ve en güçlü örgüt." Eski bir senatör olan Paul N. McClosky'nin yorumu daha nettir: "Kongre AIPAC'ın estirdiği terör fırtınası altındadır." Pek çok senatör ya da milletvekili hiçbir zaman açıklamazlar ama özel görüşmelerde bu yorum çokça taraftar bulur. AIPAC'ın güçlenmesi nizbeen yeni bir olgudur. Sadece birkaç yıl önce AIPAC yerine başka bir grup OPMJO, 38 ayrı yahudi grubu arasında en güçlü olanı olarak biliniyordu. ADL,** AJC,*** ve AIPAC genellikle OPMJO'nun gölgesindedirler. Her iki örgütün de yaklaşık 50 bin üyesi vardır. ADL teknik olarak küçük bir kuruluştur ama dünya çapında 500 bin üyesi vardır. Bu iki örgüt, AJC ve ADL Washington'daki genç ve çalışkan kadrolarına rağmen şu anda tümüyle AIPAC'ın yörüngesine girmişlerdir.s.50
///
Bir AIPAC çalışanı şöyle söylüyor: "En azından 2 milyon yahudi, sempatizan olarak ya da ciddi bir şekilde bu işle ilgileniyorlar. Diğer 4 milyon pek fazla ilgi göstermiyor. İlgilenen 2 milyon çoğu da para vermekten öteye fazla bir şey yapmaz." s. 51
///
İsrail, Irak'taki nükleer bir reaktörün bombalanmasından sonra nasıl açıklama yapacağını düşünüp dururken, AIPAC saldırıyı destekleyen resmi bir bülten yayınlamış ve bu açıklama İsrail elçiliği tarafından aynı saatte tekrar kullanılmıştı. Tabi ki, hiçbir yahudi örgütü kamuoyu önünde İsrail'de biçimlenirilmiş bir politikayı hiçbir değişiklik yapmadan savunamıyordu. s.51
///
Don Bergus "Dışişleri bakanlığındayken, İsrail başbakanı dünyanın düz olduğunu ilan etse, kongrenin 24 saat içinde onun bu keşfini kutlayan bir karar tasarısı geçireceğini birbirimize anlatır ve gülerdik." Fakat Washington'da lobicilik yapmak yahudi örgütlere göre hiç de gülünecek bir iş değildir. Aksine çok ciddi bir iştir. Öylesine ciddi bir iştir ki, bu işi ciddi olarak yapan AIPAC diğer örgütlere liderliğini kabul ettirmiştir. s.52
///

Yegane görevi lobi faaliyeti yürütmek olan bir kişi de komisyona çağrılmıştı: AIPAC'ın bir numarası, Thomas A. Dine. Bi lobicinin böylesine prestijli hükümet toplantısına seçildiğini hayatımda ilk kez duymuştum. Dine'in seçimi çok büyük bir sürprizdi benim için. Çünkü bu davet onu dış yardımı formüle eden ve yürüten insanların tamamıyla yakın bir çalışma arkadaşlığı ilişkisine sokacaktı. Peki zaten AIPAC'ın var oluş nedeni neydi?; İsrail'e yardım.
Böylesine güzel bir konumu herhangi bir lobici hayal bile edemezdi. Bu durum üzerine Amerikan Arapları Anti-propaganda komitesi başkanı eski senatör James Aborezk şu yorumu yapmıştı:
"Alınan bu karar, Lockheed uçak fabrikasının başkanını savunma bakanlığına çağırıp, hava kuvvetlerimiz için hangi uçakları satın almamız gerektiğine karar vermesini istemek kadar mantıksızdır."
s.58
///
Artık Dine'nin ünü Arap başkentlerine kadar yayılmıştı. 1984 Mart'ının ortalarında Ürdün kralı Hüseyin kamuoyu önünde AIPAC'ı Amerika'nın Ortadoğu'da barış için sarfettiği çabaları sabote etmekle suçlamıştı. Eleştirdiği bir başka nokta da, İsrail lobisinin Amerikan başkan adayları üzerindeki tek yanlı etkisiydi. Hüseyin'e göre, başkan adaylarının AIPAC'ı, siyonizmi ve israili desteklemekten başka seçenekleri yoktu. s.58
///
AIPAC'ın genişleme politikasına katkıda bulunmak isteyen diğer yahudi grupları tarafından düzenlenen muazzam bir İsrail turu düzenli olarak yapılmaktadır. Örneğin, Nisan 1982'de "genç liderler" misyonu 1500 Amerikalı yahudiyi kapsayan bir tur düzenlemişlerdi. AIPAC görevlisi bu tur için "ziyaretçilere herhangi bir ülkede bulunabilecek güzellikleri gösterdiklerini" ama asıl ziyaret amacının gerçekleştiğini belirterek "davaya olan inancı ve ihtiyacımız olan parayı arttırdı" diye yorumda bulunmuştu. Turun sonunda en önemli olay, grup soykırım anıtından çıktıktan sonra gerçekleşti. Artık istenildiği kadar bağış alınabilirdi. Tura katılanlardan biri "üstümüzdeki etki inanılmazdı. Turu düzenleyenler bu işi bir bilim haline getirmişler" demişti. Bu turlardan hareketle elde edilen maddi ve manevi kazanç israil ve birleşik yahudi hareketi tarafından paylaşılır. Buna benzer bir tura katılan washington post muhabiri larry kraftowitz, yaşadığı deneyimi çok çarpıcı buluyor ve "şimdi kendimi yahudi gruplara daha yakın hissediyorum (israil hükümetinin politikalarından çok daha olumlular) ve etkilendiğimi itiraf etmeliyim" diyor. s.63
///

2 Kasım 2025 Pazar

İSLAMCI KİMDİR? - Kadir CANATAN

İhsan Fazlıoğlu’nun “Kendi dindarlığıyla ilgilenene 

Müslüman, başkalarının


dindarlığıyla ilgilenene İslamcı denir” sözü, yüzeyde bir mizah ya da tipoloji gibi görünse de, derininde iki önemli yanılgı taşır. Bu yanılgılar, hem eleştirinin mahiyetini hem de sorumluluğun sınırını daraltan modern bir bireyci bakışın izlerini taşır. Birincisi, İslamcı kendini eleştirinin dışına koymaz; tam tersine, kendisini de sürekli muhasebe ve tashih süreci içinde görür. İkincisi, hem Müslüman hem İslamcı başkalarından sorumludur; çünkü Kur’an inananlara yalnızca kendilerini değil, toplumu da düzeltme görevi yükler.

Öne Çıkan Yayın

RAB NE DEMEKTİR? MUSA PEYGAMBER CEVAPLIYOR:

__ Kimmiş bakayım sizin Rabbiniz ey Musa? __ Bizim Rabbimiz her şeyin YARATIŞINI (helqehu) takdir edip, sonra da yaratılış AMACINA (heda) y...