23 Kasım 2025 Pazar

Dinden Dönen (Mürted) Öldürülür Mü?

Rahatsız edici bir soru. Kur’an’ın özgürlük dünyasında olmaması gereken bir soru. Hz. Muhammed’in nebevi pratiğinde görülmeyen bir soru. Ama bizlerin gündeminde, zira sonraki yüzyıllarda bir şeylerin yanlış anlaşılması ile veya yanlış algı oluşturulması ile oluşmuş. Evet geçmiş müktesebatımıza düşmanca ve toptan süpürüp çöpe atma mantığı ile yaklaşmıyoruz lakin seçip ayıklamasını da bilmeliyiz. Kur’an ile peygamberin mütevatir/sahih sünneti ile kontrol etmeliyiz.

Çarşamba akşamları Kur’an’ı anlama ve birlikte zikretme(hatırlama) sohbetlerimiz oluyor. Sayımız az olsa da gayet güzel bir sohbet ortamımız oluşuyor. Zira dinleyenler de Kur’an’a hakim. O nedenle müzakere zengin oluyor.

İşlediğimiz bir ayetin içerisinde mürted konusu vardı, o nedenle derste ona da değindik. Ayet şöyle:

“Sana haram ay(lar)ı, yani onda savaşmayı soruyorlar. De ki: “Onda savaşmak büyük (bir günah)tır. (İnsanları) Allah yolundan çevirmek, O’nu ve Mescid-i Haram’ın (saygınlığını) inkâr etmek ve (Mekke’nin müslüman) halkını oradan çıkarmak ise Allah katında daha büyük (günah)tır. [Fitne] (zulüm ve işkence), öldürmekten daha şiddetli (bir kötülük)tür.Güçleri yeterse onlar, dininizden döndürünceye kadar size karşı savaşa devam ederler. Sizden kim dininden döner ve kâfir olarak ölürse, onların işleri dünyada da ahirette de silinir (boşa gider). Onlar ateş halkıdır ve orada [ebedî] kalıcıdır.” (Bakara:217 – Mehmet Okuyan Meali)

17 Kasım 2025 Pazartesi

ABD'de İsrail Lobisi Adlı Kitaptan Altı Çizili Cümleler

İsrail lobisinin bir yetkilisi olayı şöyle değerlendirmiştir: "Sonunda Findley'i defettik. Rakibi Durbin'in harcadığı 750 bin doların 685 binini biz yahudilerden topladık ve onu defettik. s.7

///
Dikkatimizi çeken ilginç hususlardan biri şudur ki, İsrail lobisi müthiş bir arşiv, kayıt ve fişleme sistemi ile çalışmaktadır. Dosyaları, kara listeleri ve bilgi-iletişim ağlarıyla, üniversitelerden kongreye, hatta Pentagon'a kadar uzanan istihbarat faaliyetleriyle akıl almaz işler başarmaktadırlar. s.8
///
Fakat 1974'te bile mülteci kamplarındaki Filistinlilerin şehrin yaşam alanlarından faydalanmalarına izin verilmiyordu. Dokuz yıl sonra tüm dünyayı şoka sokacak yüzlerce Filistinlinin katledildiği Sabra ve Şatilla kamplarında harap haldeki barakalarının yanından geçiyorduk. Elçilik refakatçim bu sefil haldeki kampların yirmi yıldır elden geçirilmediğini söylüyordu. s.21
///
Başkan Ali, "Aden, cumhuriyetimizin en gelişmiş kentidir. Ülkemizin diğer yöreleri oldukça farklı. İnsanlar çok daha fakir" diya yanıtladı. Yutkundum, şimdiye kadar sadece başkan Ali'nin "en gelişmiş" dediği ve bana çok fakir görünen Aden'i görmüştüm. Diğer yerlerdeki koşulların nasıl oluştuğunu bu durumda hayal bile etmem imkansızdı. s.26
///
Kongrede sesimi yükseltmeye başladım ve neden Filistinlilerin görünen ön önemli lideri FKÖ'nün başkanı Yaser ARAFAT ile dolaysız yoldan konuşmadığımızı sordum. Görünürdeki ilk neden, bana Aden yolculuğumda yardımcı olan Henry Kissinger'in, Filistin İsrail'in varlığını tanımadıkça Filistinliler ile resmi hiçbir görüşme yapılmaması konusunda İsrail ile hem fikir olmasıydı. Özellikle İsrail'in Filistin gibi bir komşuyu yanıbaşında istemediği biliniyordu. Ama öte yandan aynı İsrail, Filistinlilerin kendilerini tanımalarını istiyordu. s.31
///
Arafat: Ben bir özgürlük savaşçısıyım. İnsanlarımız için, on yıllardır sürüp giden savaşta yok olan, acı çeken, kamplara sürülüp buralarda katledilen ve bir umut arayan dört milyon için savaşıyorum. s.32
///
Arafat Humeyni'ye bir elçi yolladı ve Saunders'in söylediğine göre bu elçi ilk yedi rehinenin salıverilmesini sağladı. 
Bu girişimden dolayı Carter yönetimi Arafat'a özel çok özel bir şekilde teşekkür etti. Ama kamuoyu önünde aynı Carter yönetimi, FKÖ'nün İran ile elçilik baskınını gerçekleştirip insanların lehine alınmasını sağladığı yolundaki spekülasyonları durdurmak için hiçbir şey yapmamıştı. s.35
///
Mahmut Labadi Arafat'ı bizimle işbirliği için asla affetmedi. Üç yıl sonra Arafat'tan ayrılarak, Tripoli'deki Arafat karşıtı muhaliflere katılmıştı. Ayrılışını açıklarken "Arafat onlara çok taviz verdi. Hem Amerika'ya hem de İsrail'e" demişti. "Ve tabi ki karşılığında hiçbir şey alamadı" diye de eklemişti. Ona göre, FKÖ İsrail'in işgaline karşı çokradikal bir şekilde silahlı bir tepki göstermeliydi. Labadi ve destekçileri silahlarını Arafat'a çevirmişlerdi. İşte açıkça diplomatik yollardan Arafat'ın bir yere varamadığı ortaya çıkmıştı. Öyle ise yapılması gereken şey silaha daha çok sarılmaktı. s.36
///
Dostum Burns'un verdiği yanıt, baştan sona kadar benim için travmatik bir yıl olan 1980'in açtığı en derin yara olmuştu: "İstediğin mektubu yazmam imkansız. Nedenini biliyorsun. Senin FKÖ konusundaki düşüncelerin. Çok üzgünüm." s.38
///
Telefonla Ford'a zar-zor ulaşabildiğimde, cevabı şöyle olmuştu: "Paul, seninle açık konuşacağım. Sana yardım edemememin tek nedeni senin FKÖ ve Arafat ile olan ilişkindir." s.44
///
The associated Press kampanyayı şöyle duyurmuştu: "Amerika'daki İsrail yanlıları yine Merkez İllionis'ten senatör Paul Findley'i koltuğundan etmek için para akıtıyordu." s.45
///
Konuşmanın sonu çarpıcıydı: "Sonunda Findley'i defettik. Rakibi Durbin'in harcadığı 750.000 doların 685000'inini biz yahudilerden topladık ve onu defettik." Benim taraftarlarımın da harcadığı para bu rakama yaklaşıyordu ve eyalet seçim tarihinde yeni bir rekor olarak kaydedilmişti. s.46
///
Yoksa Lobi'nin amacı Kraliçe Elizabeth tarzında bir ders mi vermekti (Efsaneye göre Kraliçe Elizabeth ibret-i alem için arada bir, bir amiral asarmış). Acaba ben düşüncelerini özgürce söylemeyi düşünen diğer kongre üyelerinin cesaretini kırmak için seçilmiş bir günah keçisi miyim?  s.47
///
AIPAC (Amerikan İsrail  Halkla İlişkiler Komitesi) şu anda, Washington'daki lobicilik faaliyetinin tartışılmaz efendisidir. 
1967'de 4.kez senatör seçilerek Dışişleri Komitesi'ne atandığımda adını bile duymamıştım. Birgün, komitedeki odamda şahsi bir konuşmada İsrail'in Suriye'ye yaptığı askeri saldırıyı eleştiriyordum. Benden çok daha eski bir cumhuriyetçi senatör olan william s. bloomfield yüzünde garip bir gülümsemeyle "AIPAC'ten Kenen bu söylediğini bir duysun da başına neler geliyor gör" demişti. Bloomfield, AIPAC'ın yöneticisi I.L. Kenen'den söz ediyordu. Tıpkı yönettiği örgüt gibi onun da adını hiç duymamıştım. Daha sonraları Bloomfield'in hiç de şaka yapmadığını anladım. AIPAC bazen senatörlerin Ortadoğu konusundaki şahsi görüşmeleri bile izler ve İsrail'i eleştirenleri kara listesine alır. Bu, senatörlerin önünde zor bir politik hayat var anlamına gelir. s.49
///
Abartılı ya da gerçekçi bir yorumunbu kuruluş için ortak yargısı şudur: AIPAC güç demektir. Sert, durdurulması çok zor bir güç. Sanırım, The Ne York Times'da yayınlanan yorum ne demek istediğimi anlatır: "Washington'daki dış politikayla ilgilenen çıkar grupları arasındaki en etkili, en iyi yönetilen ve en güçlü örgüt." Eski bir senatör olan Paul N. McClosky'nin yorumu daha nettir: "Kongre AIPAC'ın estirdiği terör fırtınası altındadır." Pek çok senatör ya da milletvekili hiçbir zaman açıklamazlar ama özel görüşmelerde bu yorum çokça taraftar bulur. AIPAC'ın güçlenmesi nizbeen yeni bir olgudur. Sadece birkaç yıl önce AIPAC yerine başka bir grup OPMJO, 38 ayrı yahudi grubu arasında en güçlü olanı olarak biliniyordu. ADL,** AJC,*** ve AIPAC genellikle OPMJO'nun gölgesindedirler. Her iki örgütün de yaklaşık 50 bin üyesi vardır. ADL teknik olarak küçük bir kuruluştur ama dünya çapında 500 bin üyesi vardır. Bu iki örgüt, AJC ve ADL Washington'daki genç ve çalışkan kadrolarına rağmen şu anda tümüyle AIPAC'ın yörüngesine girmişlerdir.s.50
///
Bir AIPAC çalışanı şöyle söylüyor: "En azından 2 milyon yahudi, sempatizan olarak ya da ciddi bir şekilde bu işle ilgileniyorlar. Diğer 4 milyon pek fazla ilgi göstermiyor. İlgilenen 2 milyon çoğu da para vermekten öteye fazla bir şey yapmaz." s. 51
///
İsrail, Irak'taki nükleer bir reaktörün bombalanmasından sonra nasıl açıklama yapacağını düşünüp dururken, AIPAC saldırıyı destekleyen resmi bir bülten yayınlamış ve bu açıklama İsrail elçiliği tarafından aynı saatte tekrar kullanılmıştı. Tabi ki, hiçbir yahudi örgütü kamuoyu önünde İsrail'de biçimlenirilmiş bir politikayı hiçbir değişiklik yapmadan savunamıyordu. s.51
///
Don Bergus "Dışişleri bakanlığındayken, İsrail başbakanı dünyanın düz olduğunu ilan etse, kongrenin 24 saat içinde onun bu keşfini kutlayan bir karar tasarısı geçireceğini birbirimize anlatır ve gülerdik." Fakat Washington'da lobicilik yapmak yahudi örgütlere göre hiç de gülünecek bir iş değildir. Aksine çok ciddi bir iştir. Öylesine ciddi bir iştir ki, bu işi ciddi olarak yapan AIPAC diğer örgütlere liderliğini kabul ettirmiştir. s.52
///

Yegane görevi lobi faaliyeti yürütmek olan bir kişi de komisyona çağrılmıştı: AIPAC'ın bir numarası, Thomas A. Dine. Bi lobicinin böylesine prestijli hükümet toplantısına seçildiğini hayatımda ilk kez duymuştum. Dine'in seçimi çok büyük bir sürprizdi benim için. Çünkü bu davet onu dış yardımı formüle eden ve yürüten insanların tamamıyla yakın bir çalışma arkadaşlığı ilişkisine sokacaktı. Peki zaten AIPAC'ın var oluş nedeni neydi?; İsrail'e yardım.
Böylesine güzel bir konumu herhangi bir lobici hayal bile edemezdi. Bu durum üzerine Amerikan Arapları Anti-propaganda komitesi başkanı eski senatör James Aborezk şu yorumu yapmıştı:
"Alınan bu karar, Lockheed uçak fabrikasının başkanını savunma bakanlığına çağırıp, hava kuvvetlerimiz için hangi uçakları satın almamız gerektiğine karar vermesini istemek kadar mantıksızdır."
s.58
///
Artık Dine'nin ünü Arap başkentlerine kadar yayılmıştı. 1984 Mart'ının ortalarında Ürdün kralı Hüseyin kamuoyu önünde AIPAC'ı Amerika'nın Ortadoğu'da barış için sarfettiği çabaları sabote etmekle suçlamıştı. Eleştirdiği bir başka nokta da, İsrail lobisinin Amerikan başkan adayları üzerindeki tek yanlı etkisiydi. Hüseyin'e göre, başkan adaylarının AIPAC'ı, siyonizmi ve israili desteklemekten başka seçenekleri yoktu. s.58
///
AIPAC'ın genişleme politikasına katkıda bulunmak isteyen diğer yahudi grupları tarafından düzenlenen muazzam bir İsrail turu düzenli olarak yapılmaktadır. Örneğin, Nisan 1982'de "genç liderler" misyonu 1500 Amerikalı yahudiyi kapsayan bir tur düzenlemişlerdi. AIPAC görevlisi bu tur için "ziyaretçilere herhangi bir ülkede bulunabilecek güzellikleri gösterdiklerini" ama asıl ziyaret amacının gerçekleştiğini belirterek "davaya olan inancı ve ihtiyacımız olan parayı arttırdı" diye yorumda bulunmuştu. Turun sonunda en önemli olay, grup soykırım anıtından çıktıktan sonra gerçekleşti. Artık istenildiği kadar bağış alınabilirdi. Tura katılanlardan biri "üstümüzdeki etki inanılmazdı. Turu düzenleyenler bu işi bir bilim haline getirmişler" demişti. Bu turlardan hareketle elde edilen maddi ve manevi kazanç israil ve birleşik yahudi hareketi tarafından paylaşılır. Buna benzer bir tura katılan washington post muhabiri larry kraftowitz, yaşadığı deneyimi çok çarpıcı buluyor ve "şimdi kendimi yahudi gruplara daha yakın hissediyorum (israil hükümetinin politikalarından çok daha olumlular) ve etkilendiğimi itiraf etmeliyim" diyor. s.63
///

2 Kasım 2025 Pazar

İSLAMCI KİMDİR? - Kadir CANATAN

İhsan Fazlıoğlu’nun “Kendi dindarlığıyla ilgilenene 

Müslüman, başkalarının


dindarlığıyla ilgilenene İslamcı denir” sözü, yüzeyde bir mizah ya da tipoloji gibi görünse de, derininde iki önemli yanılgı taşır. Bu yanılgılar, hem eleştirinin mahiyetini hem de sorumluluğun sınırını daraltan modern bir bireyci bakışın izlerini taşır. Birincisi, İslamcı kendini eleştirinin dışına koymaz; tam tersine, kendisini de sürekli muhasebe ve tashih süreci içinde görür. İkincisi, hem Müslüman hem İslamcı başkalarından sorumludur; çünkü Kur’an inananlara yalnızca kendilerini değil, toplumu da düzeltme görevi yükler.

Öne Çıkan Yayın

RAB NE DEMEKTİR? MUSA PEYGAMBER CEVAPLIYOR:

__ Kimmiş bakayım sizin Rabbiniz ey Musa? __ Bizim Rabbimiz her şeyin YARATIŞINI (helqehu) takdir edip, sonra da yaratılış AMACINA (heda) y...