İşte o tespit:
"Doğa bilimleri bardağından içilen ilk yudum sizi ateist yapar, ama bardağın dibinde Tanrı sizi beklemektedir."
İşte o tespit:
"Doğa bilimleri bardağından içilen ilk yudum sizi ateist yapar, ama bardağın dibinde Tanrı sizi beklemektedir."
Çarpık dindarlık anlayışının bir sebebi de yıllarca bugüne gelen yasakçı sistemdir.
1-Kur'an Şairi merhum Mehmet Akif "Hakka tapan millet"in bir parçası olarak hayatını İslami mücadeleye vakfetti.
Mustafa Kemal ise "kendine tapan seküler ulus" toplum yaratmak üzere İslam'ı kamusal alandan tamamen tecrit etti.
Entellektüele söyle ey talip!
Peygamberlerin kıssalarını iyice izlesin (okusun)
Dava, çaba, korku, mücadele, hikmet, risk, insana dokunmak, düşünce, amel, iman, kardeşlik vs. bunların hepsinin hayatın içinde mayalanması icap eder. Bundan dolayı iyice okuyup bellemek gerek ilahi mesajın elçilerini.
Sorsan "Müslümanım" diyecek kişiler, adına "insanlık" denilecek bir dine girmişler gibi.
Farkındalar mı bilmiyorum ama bu da bir çeşit küfür olabilir.
Bir mobilya alacağı zaman en az üç yere soranlar, dini bilgi edinirken en az üç farklı görüşe bakma zahmetine girmiyorlar.
Sonradan farklı şeyler duyunca ilk öğrendiği bilgiyi artık pekiştir(il)diği için kritik yapma yerine ölümüne sarılıyor o bilgiye.
İnsan unutkanlıkla malul bir varlıktır. Ayrıca dünyevileşme zaafiyeti vardır. Bununla da beraber apaçık bir düşmanı olan iblis vardır. Tüm bunların yanında Müslüman olan şahsiyetin kendisini bekleyen şahitlik görevi vardır. Yani örnek olma, model olma ve Hakka olan bağlılığını hayatında pratize ederek şahitliğini yerine getirme görevi… Bu nedenle şahitlik/şehadet görevinin bünyesinde “bilinç” haline durmalıdır. Zira bilinç haline gelen bilgi, eyleme döner.
Sosyoloji de böyle bir kural var mı bilmiyorum ama ben olabileceğini düşünüyorum. Tespit ettiğim kural şu:
__ Kimmiş bakayım sizin Rabbiniz ey Musa? __ Bizim Rabbimiz her şeyin YARATIŞINI (helqehu) takdir edip, sonra da yaratılış AMACINA (heda) y...