Evet sevgili dostlar. Yardımeli Şanlıurfa Temsilciliği olarak 3 kişi olarak Etiyopya’nın Harar bölgesine gittik. Ben eşim ve Yaslıca’dan Yüksel Karaçizmeli abla. Başkent Addisababa’dan bir buçuk saat uçak mesafesi ötede. Hemen söyleyeyim bindiğimiz uçaklar eski model, pervaneleri kocaman ve dışarıda. İlkin çekindik tabi. Dört basamaklı merdiveni vardı. Tabi indiğimiz şehir harara bir buçuk saat saat karayolu mesafe Diridewa şehri idi, Harar iline karayolu ile geçtik. Etiyopya çöl ülkesi değil bildiğiniz yeşil ve ormanlık... O nedenle etrafı izleyerek yerimize vardık. Manzaralar muhteşem. Gölgesi serin, güneşi ise yakıyor.
Etiyopya ülkemizden yüz ölçüm olarak da nüfus olarak da
büyük. Denilene göre sömürülmemiş bir ülke diğer ülkelere nazaran. Yerel
alfabelerinin olması bunun bir nevi ispatı. Değişik harfleri var ve bu harfler tabelalarda
tedavülde. Mesela Uganda’nın, Somali’nin yerel harfleri yok. Yerel dil var ama
yerel harf yok.. Bu, Etiyopya’nın kültürel orijinalliğinin işareti. Yerel dilin
adı büyük çoğunluk kabilenin Amharik dili. Bu arada 83 farklı yerel dil var.
Farklı kabileler var. Etiyopya’nın yarısı Hristiyan ve Hristiyanlar siyasal
olarak daha egemen. Müslümanlar nüfus olarak daha fazla deniliyor. Ülkede
görünmez bir Müslüman ikinci sınıflılığı var deniliyor. Ama bildiğimiz anlamda
tümden bir yasaklama vs yok. Camiler var kiliseler var. Hristiyanlar genelde
boyunlarına küçük haç işareti asar. Müslümanlar ise tesettürleri ile belli
oluyorlar ve bazılarında ise sakal...
Başkent ışıl ışıl olsa da ülkenin gelişmişlik düzeyi iyi
durumda değil. En net olan ise kırsal bölgeler. İçlere doğru ilerledikçe
fakirlik düzeyi net görülüyor. Gittiğimiz Harar ili bizim açımızdan bir nebze
daha özel. Zira Osmanlı’ya ait bir tarihi konsolosluk binası vardı. Burada
izlerimiz var. Ayrıca tarih boyu Müslüman emirlikler olmuş burada. Necaşi’nin
bölgesi olduğu söylendi ama daha çok kuzeyde olan Askum şehrinde Necaşi’nin
yaşadığı söyleniyor. Sahabeler kuzeyinden giriş yapmışlar. Bazı sahabe
mezarları o bölgede. Bu da bizim için heyecan verici idi. Sahabe buralara adım
atmış. Hatta vikipedia’da Müslümanlar için 4.kutsal şehir olduğu ifadesi var.
250 civarında büyükbaş kesimi yaptık. Fakir ailelere
dağıtımı gerçekleştirildi. Kesim yaptığımız sahanın etrafında saatlerce
bekleyen fakir insanları gördükçe buraya gelmemizin gerekliliğini daha iyi
anlamış olduk. Çocuklara bayram şekeri verirken büyüklerin araya girmesi bizi
ayrıca düşündürüyordu. Yer yer izdihamlar oluyordu.
Bu arada bayram namazını büyük bir stadyumda coşku ve kalabalık
bir şekilde eda ettik. Kadınlar ise yan tarafta. Galiba meydanlarda kılma adeti
sadece Türkiye’de yok, keşke olsa. Tekbirlerin açıktan verilmesi ile tam bir
bayram havası esiyordu. Büyük caddeler trafiğe kapatıldı. Zira büyük
kalabalıklar yürüyüş halinde stada doğru geliyordu. Somaliland bölgesinden gelen
insanlar da gördük, Harar müslümanlar için önemli bir şehir konumundaymış. Yol
boyu çocuklara lokum ve şeker dağıttık bağışçılarımız adına bayramlarını
kutladık. Tabi Türkiye’den gelen diğer kardeş derneklerle de karşılaşıyorduk.
Bu da güzel bir duygu oluşturuyordu bizde. Unutmadan söyleyeyim, Türkiye’de
okumuş ve ülkesine dönmüş insanlarla karşılaştık. Hem sevindik hem de şaşırdık.
Biri Konya’da veterinerlik okumuş, biri Odtü’de jeoloji okumuş, diğer Türk dili
edebiyatı... Bizi ağırlayan Muammer kardeş de Türkçe öğrenmiş biriydi. Türkiye’de
okumamış ama Türkiye filmleri üzerinden Türkçesini geliştirmiş. Bu arada
karşılaştığımız birkaç Etiyopyalıdan öğrendik ki Türkiye dizileri iyi
izleniyormuş. Afrikalı gençlerin Türkiye’de okuması önemli bir durum hem ülkeler
arası bağlantıda köprü oluyorlar hem de kendi ülkelerine eğitimli olarak dönmüş
oluyorlar.
Etiyopya’da bacac adı verilen üç tekerlekli motorlar
yaygındı. Şehir içi taşımacılık bunlarla sağlanıyor, bunlar sayesinde şehir
mavi renge bürünüyordu adeta. Her yerde bacac... Buradan da anlaşılıyor ülkenin
gelişmişliği, belediyelere ait bildiğimiz şehir içi otobüs olayı yok. Düzenli
su şebekesi yok. Şehrin ana caddelerinde bir düzen varsa da şehir aralarında
bildiğimiz parkeli yollar yok. Sokak lambaları bir nevi sadece ana caddelerde.
Muammer kardeşin evine giderken telefonumuzun fenerini yakarak ilerledik. Dar
yollardan geçerek ilerledik. Sağ olsun mütevazi evinde bizi ağırladı. Kahve
çekirdeğini evin içinde mangal kömüründe kavurdu. O an içinde ezdi ve sıcak
suya koyarak harika bir kahve hazırladılar. Gerçekten güzeldi. Bu arada
Etiyopya dünya çapında meşhur bir kahve ülkesi. Tüm dünyaya buradan çıkar desem
yeridir. Epey popüler... Tabi oturduğumuz odada tütsü de yanıyordu hem oda iyi
koksun hem de sinekleri savsın diye...
Ekibimizden biri Sakarya’dan Musa abi, diğer ise Konya
Akşehir’den Mustafa abi bir de Tokat’tan Hüseyin abi... 4 defa uçak aktarması
yaparak yerimize vardık ve epey zahmetli bir yolculuk oldu. Adana-istanbul-Doha-Addisababa-Diriwera...
Olsun kardeşlerimize bu emanetleri ulaştırmak için yola çıkmıştık bir kere... Kurban
bizi ümmet coğrafyalarına taşıdı, İslam kardeşliğimizi teyid etmemize vesile
oldu. İnsanlardan hayır dua aldık. Belki biz buraya kurban getirmemiş olsak bu
insanları yıl boyu ete ulaşamayacak. Evlerinde buzdolabı yok dostlar dediğim bu
ailelerin.
Unutmadan... Ülkede acayip bir bitki var. Adı kat. Kat bitkisi
öyle bir yaygın ki aman Allahım... Bu bitkinin yapraklarını çiğniyorlar ve
yiyorlar. Kafayı hoş ettiği söyleniyor ve bağımlılık yapıyor. Görmeniz lazım
kat satan tezgahtarları. Bir poşet dolusu kat alıyorlar çiğneyip ardından
yutuyorlar. Sefil ve fakir olanlarda da var, hali vakti yerinde olanlarda da
var. Dediklerine göre kafayı hoş etmenin yanında dikkati de arttırıyormuş. Ama
bağımlılık yapıyor. Belli ki fazlası sağlıklı değil. Uzun bir kara yolculuğu
yaptık. Baktık şoförün yanında kat poşeti var. Alıyor biraz çiğniyor ve yutuyor
öylece araba kullanıyor. Bence ülkemizdeki tütün gibi bir şey... Etiyopya için
ciddi bir gelir ağı oluşturuyor, başka ülkelere de ihraç ediliyor.
Bayramın ilk iki günü tam zamanlı olarak kurbanlarla meşgul
olduk. 250 büyükbaş kesimi yaptık ve hisse sahiplerinin isimlerini okuyarak
video kaydı yaptık. Böylece emanetleri en önemli kısmını icra ettik. Ardından ailelere
dağıtım süreci devam etti. Rabbim herkesin kurbanını kabul eylesin.
Harar ilinde bir yetimhaneye gittik. Darul hicre yetimhanesi.
Yöneticisi bir kadın ve bir hikayesi var. Etiyopyalı ama ailesi Kanada’da imiş.
Bu ablamız Hristiyanların Müslüman şehirlerde yetimlere yönelik çalışmalarını
görünce kendini adeta bu işe vakfederek geliyor ve bu şehirde malvarlığı ile
yetimhane açıyor ve terk edilen çocuklar, bebeklere sahip çıkıyor. İnanmazsınız
daha göbek bağı kesilmemiş bir bebek gördük orda. Maalesef tahmin
edebileceğiniz bir durumda olan bebekler bir şekilde buraya getiriliyor. Bu
yönetici kadınla çat pat İngilizce, çat pat arapça konuştuk, bize güven verdi.
Farklı yaşlarda çocuklar öylece orada yaşıyor. Şehrin okuluna gidiyorlar.
Gerçekten büyük bir salih amel. Bize yetimlerle ilgili ayetler okudu. Bilinçli
olduğu intibaı oluştu bizde. Tabi Muammer kardeşin onayı da bizim için önemli.
O da yanımızdaydı. Ekibimize olan hanımlar bu yetim çocuklara ağladılar ve taa
oradan başladılar yardım çalışması yapmaya... İnşaallah yıl içinde takibini
yapacağız. Rabbim bizi gafil kılmasın.
Bu arada çocuklar için oyuncaklarla geldik. Çok sevindiler.
Bir su tabancası getirmiştim baktım çocuk açmamış poşetini öylece duruyor, “gel
birlikte açalım” dedim, içini su doldurduk ve çevredekilere sıkarak o an bir
eğlence ortamı oluşturduk ve kaçışmalar, gülüşmeler... Bu çocukları mutlu etmek
az şey mi dostlar?
Lütfen Afrika’ya gidenlerin boşa gittiğini düşünmeyin. Öyle
büyük salih amel ki... Süreç kurbanla başlıyor ama inanın kurbanla bitmiyor. O
yetimhaneye nakit yardımlar bıraktık. O çocuklara yemekler yedirdik. Sarıldık,
sarıldılar. Özellikle 3-4 yaşlarında olan çocuklar kendileri kucağımıza
geliyordu. Belli ki sevgiye ilgiye muhtaç. Ayrıca başka ülkelerde su kuyuları,
yetimhaneler, okullar, hastaneler... Ve gerçekten Afrika düşük ve zayıf... Devlet
ve millet olarak düşük seviyedeler. Bunu anlamak zor olmasa gerek. O nedenle
bizim yıl içinde kendi ilimizde Urfa’da yaptığımız yardımları hiç görmeyenler
nedense göre göre kurbanda Afrika’ya gitmemizi görüyorlar ve sırtlarını koltuğa
yaslayarak “neden kendi memleketinizde dağıtmıyorsunuz” diyorlar. Oysa Urfa’da
da kesim yaptık ve yıl içinde onlarca kurban kesimi oluyor. Bunu neden
söylüyoruz? Koltuğa oturup böyle konuşarak suizan günahına düşmelerini önlemek
için... Üstelik bu hayır işi isteyen oraya gönderir isteyen buraya... Bunu
diyenler hayırlarını Urfa şartıyla bize teslim ederlerse asla o yardımı asla
Afrika’ya götürmeyiz.
Geçmiş yıllardan beri gidiyoruz. Türkiye Müslümanları için
gerçekten güzel bir salih amel köprüsü. İlahi emir olan infak, zekat kurumsal
düzeyde icra ediliyor. Bundan dolayı sevinmek gerek, destek vermek gerek. O
yaşlı kadınların et almaya zorlanarak gelmeleri öyle acı bir manzaraydı ki.... Gören
bilir, gören anlar.
Selam ve dua ile.
7 Haziran 2026
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder