7 Haziran 2026 Pazar

Bu Kurbanda Etiyopya’daydık

Evet sevgili dostlar. Yardımeli Şanlıurfa Temsilciliği olarak 3 kişi olarak Etiyopya’nın Harar bölgesine gittik. Ben eşim ve Yaslıca’dan Yüksel Karaçizmeli abla. Başkent Addisababa’dan bir buçuk saat uçak mesafesi ötede. Hemen söyleyeyim bindiğimiz uçaklar eski model, pervaneleri kocaman ve dışarıda. İlkin çekindik tabi. Dört basamaklı merdiveni vardı. Tabi indiğimiz şehir harara bir buçuk saat saat karayolu mesafe Diridewa şehri idi, Harar iline karayolu ile geçtik. Etiyopya çöl ülkesi değil bildiğiniz yeşil ve ormanlık... O nedenle etrafı izleyerek yerimize vardık. Manzaralar muhteşem. Gölgesi serin, güneşi ise yakıyor.

Etiyopya ülkemizden yüz ölçüm olarak da nüfus olarak da büyük. Denilene göre sömürülmemiş bir ülke diğer ülkelere nazaran. Yerel alfabelerinin olması bunun bir nevi ispatı. Değişik harfleri var ve bu harfler tabelalarda tedavülde. Mesela Uganda’nın, Somali’nin yerel harfleri yok. Yerel dil var ama yerel harf yok.. Bu, Etiyopya’nın kültürel orijinalliğinin işareti. Yerel dilin adı büyük çoğunluk kabilenin Amharik dili. Bu arada 83 farklı yerel dil var. Farklı kabileler var. Etiyopya’nın yarısı Hristiyan ve Hristiyanlar siyasal olarak daha egemen. Müslümanlar nüfus olarak daha fazla deniliyor. Ülkede görünmez bir Müslüman ikinci sınıflılığı var deniliyor. Ama bildiğimiz anlamda tümden bir yasaklama vs yok. Camiler var kiliseler var. Hristiyanlar genelde boyunlarına küçük haç işareti asar. Müslümanlar ise tesettürleri ile belli oluyorlar ve bazılarında ise sakal...

Başkent ışıl ışıl olsa da ülkenin gelişmişlik düzeyi iyi durumda değil. En net olan ise kırsal bölgeler. İçlere doğru ilerledikçe fakirlik düzeyi net görülüyor. Gittiğimiz Harar ili bizim açımızdan bir nebze daha özel. Zira Osmanlı’ya ait bir tarihi konsolosluk binası vardı. Burada izlerimiz var. Ayrıca tarih boyu Müslüman emirlikler olmuş burada. Necaşi’nin bölgesi olduğu söylendi ama daha çok kuzeyde olan Askum şehrinde Necaşi’nin yaşadığı söyleniyor. Sahabeler kuzeyinden giriş yapmışlar. Bazı sahabe mezarları o bölgede. Bu da bizim için heyecan verici idi. Sahabe buralara adım atmış. Hatta vikipedia’da Müslümanlar için 4.kutsal şehir olduğu ifadesi var.  

250 civarında büyükbaş kesimi yaptık. Fakir ailelere dağıtımı gerçekleştirildi. Kesim yaptığımız sahanın etrafında saatlerce bekleyen fakir insanları gördükçe buraya gelmemizin gerekliliğini daha iyi anlamış olduk. Çocuklara bayram şekeri verirken büyüklerin araya girmesi bizi ayrıca düşündürüyordu. Yer yer izdihamlar oluyordu.

Bu arada bayram namazını büyük bir stadyumda coşku ve kalabalık bir şekilde eda ettik. Kadınlar ise yan tarafta. Galiba meydanlarda kılma adeti sadece Türkiye’de yok, keşke olsa. Tekbirlerin açıktan verilmesi ile tam bir bayram havası esiyordu. Büyük caddeler trafiğe kapatıldı. Zira büyük kalabalıklar yürüyüş halinde stada doğru geliyordu. Somaliland bölgesinden gelen insanlar da gördük, Harar müslümanlar için önemli bir şehir konumundaymış. Yol boyu çocuklara lokum ve şeker dağıttık bağışçılarımız adına bayramlarını kutladık. Tabi Türkiye’den gelen diğer kardeş derneklerle de karşılaşıyorduk. Bu da güzel bir duygu oluşturuyordu bizde. Unutmadan söyleyeyim, Türkiye’de okumuş ve ülkesine dönmüş insanlarla karşılaştık. Hem sevindik hem de şaşırdık. Biri Konya’da veterinerlik okumuş, biri Odtü’de jeoloji okumuş, diğer Türk dili edebiyatı... Bizi ağırlayan Muammer kardeş de Türkçe öğrenmiş biriydi. Türkiye’de okumamış ama Türkiye filmleri üzerinden Türkçesini geliştirmiş. Bu arada karşılaştığımız birkaç Etiyopyalıdan öğrendik ki Türkiye dizileri iyi izleniyormuş. Afrikalı gençlerin Türkiye’de okuması önemli bir durum hem ülkeler arası bağlantıda köprü oluyorlar hem de kendi ülkelerine eğitimli olarak dönmüş oluyorlar.

Etiyopya’da bacac adı verilen üç tekerlekli motorlar yaygındı. Şehir içi taşımacılık bunlarla sağlanıyor, bunlar sayesinde şehir mavi renge bürünüyordu adeta. Her yerde bacac... Buradan da anlaşılıyor ülkenin gelişmişliği, belediyelere ait bildiğimiz şehir içi otobüs olayı yok. Düzenli su şebekesi yok. Şehrin ana caddelerinde bir düzen varsa da şehir aralarında bildiğimiz parkeli yollar yok. Sokak lambaları bir nevi sadece ana caddelerde. Muammer kardeşin evine giderken telefonumuzun fenerini yakarak ilerledik. Dar yollardan geçerek ilerledik. Sağ olsun mütevazi evinde bizi ağırladı. Kahve çekirdeğini evin içinde mangal kömüründe kavurdu. O an içinde ezdi ve sıcak suya koyarak harika bir kahve hazırladılar. Gerçekten güzeldi. Bu arada Etiyopya dünya çapında meşhur bir kahve ülkesi. Tüm dünyaya buradan çıkar desem yeridir. Epey popüler... Tabi oturduğumuz odada tütsü de yanıyordu hem oda iyi koksun hem de sinekleri savsın diye...

Ekibimizden biri Sakarya’dan Musa abi, diğer ise Konya Akşehir’den Mustafa abi bir de Tokat’tan Hüseyin abi... 4 defa uçak aktarması yaparak yerimize vardık ve epey zahmetli bir yolculuk oldu. Adana-istanbul-Doha-Addisababa-Diriwera... Olsun kardeşlerimize bu emanetleri ulaştırmak için yola çıkmıştık bir kere... Kurban bizi ümmet coğrafyalarına taşıdı, İslam kardeşliğimizi teyid etmemize vesile oldu. İnsanlardan hayır dua aldık. Belki biz buraya kurban getirmemiş olsak bu insanları yıl boyu ete ulaşamayacak. Evlerinde buzdolabı yok dostlar dediğim bu ailelerin.

Unutmadan... Ülkede acayip bir bitki var. Adı kat. Kat bitkisi öyle bir yaygın ki aman Allahım... Bu bitkinin yapraklarını çiğniyorlar ve yiyorlar. Kafayı hoş ettiği söyleniyor ve bağımlılık yapıyor. Görmeniz lazım kat satan tezgahtarları. Bir poşet dolusu kat alıyorlar çiğneyip ardından yutuyorlar. Sefil ve fakir olanlarda da var, hali vakti yerinde olanlarda da var. Dediklerine göre kafayı hoş etmenin yanında dikkati de arttırıyormuş. Ama bağımlılık yapıyor. Belli ki fazlası sağlıklı değil. Uzun bir kara yolculuğu yaptık. Baktık şoförün yanında kat poşeti var. Alıyor biraz çiğniyor ve yutuyor öylece araba kullanıyor. Bence ülkemizdeki tütün gibi bir şey... Etiyopya için ciddi bir gelir ağı oluşturuyor, başka ülkelere de ihraç ediliyor.

Bayramın ilk iki günü tam zamanlı olarak kurbanlarla meşgul olduk. 250 büyükbaş kesimi yaptık ve hisse sahiplerinin isimlerini okuyarak video kaydı yaptık. Böylece emanetleri en önemli kısmını icra ettik. Ardından ailelere dağıtım süreci devam etti. Rabbim herkesin kurbanını kabul eylesin.

Harar ilinde bir yetimhaneye gittik. Darul hicre yetimhanesi. Yöneticisi bir kadın ve bir hikayesi var. Etiyopyalı ama ailesi Kanada’da imiş. Bu ablamız Hristiyanların Müslüman şehirlerde yetimlere yönelik çalışmalarını görünce kendini adeta bu işe vakfederek geliyor ve bu şehirde malvarlığı ile yetimhane açıyor ve terk edilen çocuklar, bebeklere sahip çıkıyor. İnanmazsınız daha göbek bağı kesilmemiş bir bebek gördük orda. Maalesef tahmin edebileceğiniz bir durumda olan bebekler bir şekilde buraya getiriliyor. Bu yönetici kadınla çat pat İngilizce, çat pat arapça konuştuk, bize güven verdi. Farklı yaşlarda çocuklar öylece orada yaşıyor. Şehrin okuluna gidiyorlar. Gerçekten büyük bir salih amel. Bize yetimlerle ilgili ayetler okudu. Bilinçli olduğu intibaı oluştu bizde. Tabi Muammer kardeşin onayı da bizim için önemli. O da yanımızdaydı. Ekibimize olan hanımlar bu yetim çocuklara ağladılar ve taa oradan başladılar yardım çalışması yapmaya... İnşaallah yıl içinde takibini yapacağız. Rabbim bizi gafil kılmasın.

Bu arada çocuklar için oyuncaklarla geldik. Çok sevindiler. Bir su tabancası getirmiştim baktım çocuk açmamış poşetini öylece duruyor, “gel birlikte açalım” dedim, içini su doldurduk ve çevredekilere sıkarak o an bir eğlence ortamı oluşturduk ve kaçışmalar, gülüşmeler... Bu çocukları mutlu etmek az şey mi dostlar?

Lütfen Afrika’ya gidenlerin boşa gittiğini düşünmeyin. Öyle büyük salih amel ki... Süreç kurbanla başlıyor ama inanın kurbanla bitmiyor. O yetimhaneye nakit yardımlar bıraktık. O çocuklara yemekler yedirdik. Sarıldık, sarıldılar. Özellikle 3-4 yaşlarında olan çocuklar kendileri kucağımıza geliyordu. Belli ki sevgiye ilgiye muhtaç. Ayrıca başka ülkelerde su kuyuları, yetimhaneler, okullar, hastaneler... Ve gerçekten Afrika düşük ve zayıf... Devlet ve millet olarak düşük seviyedeler. Bunu anlamak zor olmasa gerek. O nedenle bizim yıl içinde kendi ilimizde Urfa’da yaptığımız yardımları hiç görmeyenler nedense göre göre kurbanda Afrika’ya gitmemizi görüyorlar ve sırtlarını koltuğa yaslayarak “neden kendi memleketinizde dağıtmıyorsunuz” diyorlar. Oysa Urfa’da da kesim yaptık ve yıl içinde onlarca kurban kesimi oluyor. Bunu neden söylüyoruz? Koltuğa oturup böyle konuşarak suizan günahına düşmelerini önlemek için... Üstelik bu hayır işi isteyen oraya gönderir isteyen buraya... Bunu diyenler hayırlarını Urfa şartıyla bize teslim ederlerse asla o yardımı asla Afrika’ya götürmeyiz.  

Geçmiş yıllardan beri gidiyoruz. Türkiye Müslümanları için gerçekten güzel bir salih amel köprüsü. İlahi emir olan infak, zekat kurumsal düzeyde icra ediliyor. Bundan dolayı sevinmek gerek, destek vermek gerek. O yaşlı kadınların et almaya zorlanarak gelmeleri öyle acı bir manzaraydı ki.... Gören bilir, gören anlar.

Selam ve dua ile.

7 Haziran 2026

 


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Öne Çıkan Yayın

RAB NE DEMEKTİR? MUSA PEYGAMBER CEVAPLIYOR:

__ Kimmiş bakayım sizin Rabbiniz ey Musa? __ Bizim Rabbimiz her şeyin YARATIŞINI (helqehu) takdir edip, sonra da yaratılış AMACINA (heda) y...