İlginizi çekiyor mu bilmem ama son yıllarda özellikle kimi sosyal medya platformlarında en çok yazılıp çizilen konulardan birisi Kuran’daki SALÂT kavramıdır. Konuyu gündeme getirenler ise (her ne kadar bu tür nitelendirmeleri sevmesem de) kendilerine “KUR’ANCI” denilen kesimdir.
Ancak aynı kavram üzerinden birbirine oldukça zıt çıkarımlara ulaşmalarından anlaşılıyor ki bu camianın homojen bir yapı arz etmemesi bir yana, demek ki Kuran iddia edildiği gibi anlaşılması hiç de kolay bir kitap falan değildir. Ya da bir başka ihtimal, yöntem hatası yapılmaktadır…
Şöyle ki; arkadaşlar Kuran’ı açıyorlar ve önlerine bir de lügat alıyorlar. Sonra da “SALÂT” kelimesinin onlarca sözlük anlamından hareketle gelsin fetvalar:
- Bu kelime “dua” demektir, dolayısıyla da duanın bir şekli şemali olmaz, istediğiniz gibi dua edebilirsiniz…
- Kuran’da bu kelime “yardım ve destek” anlamına gelir o halde bildiğimiz manada bir ritüel namaz yoktur…
- Bu kelimenin anlamı “vahiy eğitimi” demektir, dolayısıyla salât Kuran çalışmalarıdır…
- Bunların dışında yine aynı Kuran’dan hareketle bildiğimiz tarzda bir namazın var oluğunu; bunun da günlük 2, 3, 4, 5 ve hatta 6 vakit olduğu da iddialar arasındadır…
Bazıları işe biraz daha fantastik bir boyut katarak Kuran’ın ancak Kuran’la açıklanabileceğini, her ayeti açıklayan bir başka ayeti bulmak gerektiğini iddia ederek esasında hem Kuran’ı bir bulmaca kitabına çevirdiklerinin fakrında değiller, hem de Kuran’ın 23 yıllık nüzul sürecini göz ardı ediyorlar. Zira bu mantıkla Hz. Muhammed ve o dönem Müslümanlarından hiç kimsenin Kuran’ı anlama imkânı kalmıyor.
Açıkçası benim kimsenin namazıyla niyazıyla bir derdim yok. Hatta ben teknik ayrıntılara şimdilik girmek istemediğim için Kuran’da namaz yok diyenlere; “Bakara 238-239’daki binek üzerinde destek nasıl yapılmalı? Nisa 101’e göre sefere çıkıldığında destek nasıl kısaltılmalı? Nisa 43’te ne dediğini bilmeden desteğe yaklaşmamak ne demektir? Nisa 103’e göre ayakta oturarak ve yanları üzeri eğilerek destek nasıl yapılmalı? Yine Nisa 103’e göre belirli vakitlerde mi destek yapabiliriz? Vakit çıktığında desteği kesmeli miyiz? Güneş doğmadan önce desteği kime ve nasıl yapıyorsunuz? Destek yapacağınız zaman güneşin batmasını bekliyor musunuz? Günde kaç vakit destek yapıyorsunuz? Nisa 102’ye göre peygamberin arkasında olan bir grup secde ederek nasıl destekleşiyor? Maide 6’ya göre destek için kalktığınızda başınızı ve ayaklarınızı mesh ediyor musunuz? Ya da destek için kalktığınız zaman su bulamadığınızda hiç toprakla elinizi yüzünüzü mesh ettiniz mi?” gibi soruları sormayacağım…
Tabi ki kopyala yapıştır yöntemiyle medya mollalığı yapanlar hariç, samimiyetle Kuran’ı anlamaya çabalayanların gayretini takdir ediyor ve yöntemle alakalı bir noktaya dikkat çekmek istiyorum. Bu bağlamda ben bahse konu arkadaşlara şu soruyu yöneltiyorum: “Söz konusu kelimenin onlarca anlamından sizin paradigmanıza uygun olanı seçerken, bu ve diğer tüm ayetlerin ilk muhatabı olan Hz. Muhammed’in 23 yıl gibi uzun bir örnekliği süresince bu kavramı nasıl anlayıp uyguladığını hiç araştırdınız mı?”
Tabi ki buna verilen cevap hazır: “Sen ne diyorsun kardeşim! Muhammed dinin ortağı mı ki onun nasıl anlayıp uyguladığına bakayım? O sadece Kuran’ı tebliğ ile görevlidir. Ayrıca sen nasıl olur da rivayetler üzerine din inşa edersin. Sen Kuran’da eksiklik mi var demek istiyorsun ki bunu rivayetlerle tamamlıyorsun?” vs…
Görünürde ne kadar masumane ve kulağa hoş gelen tevhid merkezli itirazlar değil mi? O halde gelelim asıl meseleye! Bu durumda benim şu soruları sorma hakkım doğamaz mı?
1- Peki, Hz. Muhammed dinin ortağı olmadığı için onun yorum ve uygulamaları bizim için bağlayıcı değilse, sen dinin ortağı mısın ki ayetler hakkında istediğin gibi yorumlar yapabiliyorsun? Hatta kimileri daha da ileri gidip ciltlerce tefsir yazıp akabinde de övünüyor “eserimde bir tek cümle bile rivayet almadım” diye. Kendinize reva gördüğünüz bu hakkı vahyin ilk muhatabından niye esirgiyorsunuz?
2- Asıl can alıcı sorum: Mademki rivayet oldukları için Kuran dışındaki tüm aktarımları güvenilmez görüyorsan; Kuran’ın güvenirliliğini kime test ettirdin. Zira Kuran’ın baştan sona tamamı, her bir kelime ve cümlesiyle Hz. Muhammed’in ağzından çıkmış ifadeler değil midir? Sen ona vahyin gelişini veya vahiyi getireni gördün mü? Bizim Kuran cümlelerinin vahiy olduğuna inanmamız, sırf o böyle dediği için Hz. Muhammed’e olan güvenimize dayanmıyor mu?
3- Onu da geçtik; 1500 yüz yıl önce nazil olduğuna inandığımız bir kitap eğer bugün senin elindeyse hangi yöntemle sana ulaşmış oluyor? Kuran bugün elinde olduğu şekliyle gökten yazılı bir Kitap olarak inip de doğrudan sana mı ulaştı? Sen; Hz. Muhammed’in peygamber oluş sürecinden tut ayetlerin gelişi ve kitaplaşmasına kadar ki tüm süreçleri rivayetlerden öğrenmedin mi? Bu sorularıma Kuran’dan ayetler okuyarak cevap vermek bence “şıracının şahidi bozacı” türünden olacağı için komik kaçar şimdiden uyarayım. Zira o okuyacağınız ayetler de Hz. Muhammed’in dilinden döküldü ve 1500 yıllık bir aktarımla yani rivayetle geldi bize…
Ha şunu derseniz samimiyetimle söylüyorum bana göre çok daha tutarlı olur ve yadırgamam: Tamam Hz. Muhammed 23 yıl boyu namaz kılmış ama boşuna kılmış. Çünkü ayetleri yanlış anlamış, “salât” ile “es-salât” veya “ikame-i salât” arasındaki farkı görememiş… Hatta “savm” kelimesini de yanlış anladığı için boş yere yılda bir ay aç kalmış, “hac” kavramını da anlamamış gidip Kâbe’ye tapınmış (böyle iddia edenler için söylüyorum)…
Diyeceksiniz ki; iyi de kardeşim kıldığını nerden biliyorsun? Kuran’ın ona indiğini nerden biliyorsanız, Kuran’ın vahiy olduğunu nereden biliyorsanız, Onun Mekke’yi fethettiğini nereden biliyorsanız, veda haccını yaptığını nereden biliyorsanız, 13 yıl Mekke’de 10 yıl Medine’de nasıl bir tevhid mücadelesi verdiğini nereden biliyorsanız ben de oradan biliyorum…
Ne yani şimdi ben bunları yazdım diye gelenekçi mi oldum? Defalarca vurguladım, ne salt Kurancılık gibi bir iddiam var ama ne de gelenekçiyim. Ben kendi geliştirdiğim düşünce sistematiğim içerisinde “VAHİY ÜSTÜ VAHİYCİYİM”. Vazgeçin Allah’ı iki kapak arasında hapsetmekten. Allah'ın insanlığa mesajını kutsal kitaplar ve nihayetinde Kuran'la sınırlandırmanın, "Allah'ın 7. yüzyıldan sonra insanlığa söyleyecek sözü kalmamış, iletişimi kesmiştir" anlamına geleceğine inanırım. O BİZİ UNUTMADI VE TERKETMEDİ…
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder