Geçen hafta yaşanan o meşum olayların hala etkisindeyiz.
Bildiğim kadarıyla ilk defa yaşanıyor böyle bir olay. Yürekleri yakan, akıllara
durgunluk veren bir süreç oldu. Hani derler ya film gibi... Evet o söz artık
tam gerçek oldu. Evet, bu defa aynen film gibi hatta filmin/oyunun bizzat
aynısı.
Peki, neden bu başlığı attık? Zira toplumda maneviyat hassasiyeti olan kesimler bunu hep dile getiriyordu. Kadın programlarındaki çirkefliklerin reyting uğruna mahremiyetleri, günahları ifşa etmeleri ve milletin de bunu kuzu gibi izlemesi ve dinlemesi. İzleyenler içinden kızıyor ama bilmiyor ki örtük öğrenme ile herkesin zihnine yerleşiyor. Oysa Kur’an diyordu: Tecessüs yapmayın! Yani ayıp durumları araştırmayın. Kur’an böyle derken, bizimkiler bunu profesyonel programlarla halka sunumunu yapıyor. Sözde hesap soruyorlar ama bu günahları gençlerinin öğrendiğini görmüyorlar mı? Her ailede benzer sorunlar var ve bunu izleyen de o şeytani uygulamaları yapma cesareti elde etmiyor mu? Zaten artık kadın programlarındaki olayların bitmemesi bizi şaşırtmıyor. Zira toplum bu gibi olayların olmasına alıştı. Okul olayının bizi derinden sarsmasının bir nedeni bunun ilk defa gerçekleşiyor olması. Yani bu kadarı da beklenmiyordu. Yoksa genç kızların tecavüzle öldürülmesi artık vaka-ı adiyeden olmaya başladı.
Kadın programları öyle... Bir de gençleri ilkokul, ortaokul
ve sonrasında saran dijital oyunların bıraktığı maalesef okul olayı üzerinden
net görüldü. Oyun hayatın ve çocukluğun bir gereği masum bir ihtiyaç aslında
ama oyun kurucular maalesef meşru senaryolar ile bunu yapmadıkları için şiddet
merkezli oyunlar kodluyorlar. Gençliğin içindeki şiddet güdüsü besleniyor
böylece. Tabi diziler de diğer yandan destek veriyor buna. Şişiyor şiddet
güdüsü... Ve sonunda patlıyor. Sanal alemde uygulamak ve dizilerde izlemek
artık tatmin etmiyor. Tabi beraberinde başka gerekçeler de birikince gençler
zombiye dönüşüyor.
Bu süreçte herkes herkese topu atabiliyor. Eğer topu kendine
de atıyorsa tamam. Zira bu olayda herkesin payı var. Aile başta olmak üzere...
Herkesi bodoslama suçlamak suçu örtmek demeye gelebilir. Uzun uzun açıklamalar
yaparak olması gerekenleri konuşmak gerek. Çarşambadan belli olan durumların
üzerine bir kere kesinlikle gitmek gerek... Kadın programları, şiddet ve mafya
dizileri ve şiddet içerikli dijital oyunlar. Prag’ta iken bizi gezdiren
arkadaş, Türkiye’de oyun pazarı daralıyor demişti. Böyle olacaksa daralmasın
mı? Oyun haz veren bir yapıda olduğu için bağımlılık da yapıyor. Masum oyunlar
bile yetişkinlerin zamanını öyle bir katlediyor ki... Ölen tek beden mi ki...
“Asra andolsun insanlık hüsrandadır” der Kuran. Zamanını öldüren insan bir
anlamda kendini öldürmüyor mu? Ahiretini heba etmiyor mu? Bu da ayrı bir konu.
Aileye çok şey düşüyor dedik. Evet, gerçekten de öyle. Zira
ergenlik yaşına kadar o çocuk sıkı sıkıya bağlı anne babasına. İşte anne baba o
fıtri bağlılığı öyle boş kullanıyor ki. Çocukta ne bir sevgi izi bırakılıyor ne
de bir terbiye... Ergenlik çağına gelince biraz uyanıyor anne baba ama iş işten
geçmiş oluyor. Oysa anne karnında başlıyor terbiye, derler. Ama maalesef sadece
karnı doyurma, altı temizleme ve sonrasında ver eline telefonu...(Namazı borç
olarak görüp hızlı hızlı kılan musalli gibi). Tatlı sesle konuşma yok, masal
anlatma yok, sarıp sarmalama yok, ama en ufak bir hatada bağırıp çağırma var.
Birlikte zaman geçirme, yaşına göre konuşma sohbet etme, dede ve nenelerle
buluşturma, taziye ve düğünlere götürme, camiye götürme, ahlaki konuları ciddi
bir disiplinle uygulama.... Yok yok yok... Yeter ki denemelerde çok net yapsın.
Ot gibi odun gibi durmasının önemi yok. Yeter ki para getirecek bir işe girsin,
ama ahlaki bir vizyonla yapıp yapmadığı önemli değil. Aileler öyle boş
bırakıyor ki çocuğunu.... Eskiler aşırı baskı yapıyordu, şimdikiler ise çocuk
karşısında aciz ve pedagojik hapis içerisinde çocuğa el değdiremiyor. Eskiler
vurunca öldürüyordu tabiri caiz ise şimdikiler ise ne kendisi bir tokat atıyor
ne de öğretmenin bir kulak çekmesine izin veriyor. Elbette dayak atmayı merkeze
koymuyorum. Sadece bazı şeyleri çok abartıyoruz ve gereğini yapmıyoruz işte
onun da bedeli çok ağır oluyor. Maraş canisi ile ilgili bilgiler geliyor bir
bir... Gelen bir habere göre anne çocuğunun psikolojik tedavi alma
gerekliliğini kabul etmemiş ve bu anne öğretmen... İnsan ne yazabilir ki bundan
sonra...
Okullarda da biz öğretmenlere çok iş düşüyor. Bu olaydan
bağımsız söylüyorum. Öğrencilerimize muhakkak ama muhakkak hayat dersleri
kapsamında sohbetler yapmalıyız, ders arası. Bazı öğrenciler öyle susamış
vaziyette sizi dinliyor ki anlıyorsunuz anne babasıyla hiç böyle sohbet
yapmamış. O nedenle dersin akademik yönüyle beraber hayat derslerini de ahlak
ve terbiye zemininde vermeli. Ancak şu var ki maalesef toplumda oluşan algı
nedeniyle öğretmen elini böğrüne koymaktan başka bir şey yapamıyor, zira ne
yapsa başı yanacak bir durum içerisinde. Okuldaki disiplin süreçleri öğrenciyi
gram korkutmuyor. Herkes başım yanar korkusuyla ne kadar olaya az müdahil olsam
iyidir mantığına bürünüyor. İnşaallah bu defa bakanlık radikal olumlu adımlar
atar.
Rtük özellikle dizilere ve kadın programlarına bir el atar.
Yoksa bu ateş yakar hepimizi. İnsan etkilenen bir varlık. İnsan boyanan bir
varlık. O nedenle insanın önüne öyle her şey kontrolsüzce bırakılmamalı.
Müslüman cemaatlerin gençlikle ilgilenmesinin de önemi çıktı
ortaya. Maalesef fetö süreciyle sohbetler ve cemaat ortamlarından uzaklaştı
insanlar. Peki iyi mi oldu? Fetö’nün oluşturduğu atmosfer kötü oldu ama bu
demek değil dinimizi bırakıp terk edeceğiz! Hayır tabi ki... Evet,
çocuklarımızı cemaatlerin kulu kölesi yapmayacağız ama sohbetlerden de geri
bırakmamalıyız. Haftada bir sohbet ortamına muhakkak gitmeli çocuklar,
özellikle ortaokul ve lise çağında olanlar. Ayrıca Müslüman cemaatler de
gençlere ahlaki öğreti ve imani değerleri benimsetme sürecinde düzgün planlama
yapmalı. İllaki hemen abdest ve namazdan başlamayabilir. Hatta tutunamayan
çocuğa zorla bir şey yaptırılmamalı. Elbette terbiyede bir disiplin olmalı ve
anne baba kontrolünde olmalı.
Rabbimiz kendisi için şöyle buyuruyor: “O hiç yarattığını
bilmez mi?”
Değerli okurlarım sizlere tavsiyem, evvela kendiniz için
sonra da evlatlarınız ve toplum için Kuran meali okumak ve ilahi rehberliği bir
talebe titizliği ile takip etmek. O da peygamberi tanımakla olur. Mesela bir ayette de der ki: “İyi bilin ki
kalpler ancak Allah’ı anmakla mutmain olur”. Mutmainlik arayan insanlar
maalesef yanlış adreste. Maalesef dini rehberliğe dudak büküyor. Bedelini ödese
bile dine yüzünü dönmüyor. Yanlış bir karar.
Çocuklarımızın katillerimiz olmasını istemiyorsak ona buna
görev dağıtmaktan önce kendi üzerimize düşeni hakkıyla yapma çabasında
olmalıyız. Anne babalar olarak, öğretmenler ve yöneticiler olarak...
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder